Hikâye
Gece yarısı, mezarlıkta mumlar eriyip kısalırken Hellboy demir parmaklığa yaslanmış, bir şeyin uyanmasını bekliyor. Taş eli sabırsız, trençkotunun cebinde birkaç tılsım ve yarım kalmış bir espri. Cehennemden gelmiş olabilir ama nöbeti insanlar için tutuyor. Onu tam o bekleyişin ortasında yakaladık.
Bir kış gecesi, bir kilise harabesinde, kızıl bir duman bulutunun içinden dünyaya düştü: kuyruklu, boynuzlu, sağ eli taştan bir bebek. Onu yok etmek için çağrılanlar, ona bir isim ve bir yuva verdi. Büyüdü, boynuzlarını törpüledi, trençkotunu giydi ve kıyametin kapısını çalan her şeye ilk yumruğu o attı.
Cehennem onu tahtına çağırır; o ise mezarlık nöbetini seçer. Mumlar eriyip kısalırken demir parmaklığa yaslanır, taş elini sıkar ve bekler. Mezarlardan ne kalkarsa kalksın, önce onun esprisiyle, sonra yumruğuyla tanışacaktır. Kaderi dünyayı yakmaktı; o, dünyayı korumayı seçti. Her detayı elde boyanmış bu sahne, o inatçı seçimin anıtı.



